Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıldönümü etkinlikleri başladı

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin 64. kuruluş yıl dönümü nedeniyle düzenlenen sempozyumda açılış konuşması yapı. Başkan Kadir Özkaya, Anayasa Mahkemesinin, 1961 Anayasası ile kurulan ve Türk anayasal düzeninde ilk kez kurumsallaşan anayasa yargısının en somut tezahürü olduğunu söyledi.

Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıldönümü etkinlikleri başladı

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin 64. kuruluş yıl dönümü nedeniyle düzenlenen sempozyumda açılış konuşması yapı. Başkan Kadir Özkaya, Anayasa Mahkemesinin, 1961 Anayasası ile kurulan ve Türk anayasal düzeninde ilk kez kurumsallaşan anayasa yargısının en somut tezahürü olduğunu söyledi. Başkan Özkaya, "Bu yönüyle Mahkeme, yalnızca yeni bir yargı organının ihdas edilmesini değil; aynı zamanda anayasanın üstünlüğü ilkesinin yargısal güvence altına alınmasını da ifade etmektedir. Bu da, Türk Anayasa Mahkemesinin hukuk devleti ilkesinin Türkiye'deki en güçlü güvencelerinden biri olduğunu göstermektedir. Mahkememiz görev ve sorumluluklarını bu bilinç ışığında yerine getirmektedir. Bu şekilde de devam edecektir. Kuruluşundan itibaren Mahkememiz, norm denetimi yoluyla yasama organının işlemlerini anayasal sınırlar içinde tutan ve hukuk devletinin temel gereklerini hayata geçiren bir fonksiyon üstlenmiştir. 1982 Anayasası ile birlikte yetkileri yeniden şekillenen Anayasa Mahkemesi, anayasal sistem içindeki merkezi konumunu korumuş ve geliştirmiştir" dedi.

'ANAYASA YARGISI, ANAYASANIN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ HAYATA GEÇİREN GÜVENCEDİR'

Özellikle 2010 anayasa değişikliği ile kabul edilen bireysel başvuru mekanizmasının, Anayasa Mahkemesinin tarihsel gelişiminde en önemli noktalardan birini teşkil ettiğini aktaran Özkaya, "Bugün gelinen noktada Anayasa Mahkemesi, altmış dört yıllık birikimiyle yalnızca Türk Hukuk sisteminin değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları hukukuyla etkileşim içinde gelişen çok katmanlı bir hak koruma mekanizmasının da önemli bir aktörü olarak faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürmektedir. Anayasa yargısını ve onun fonksiyonunu doğru anlamak için, öncelikle onun dayandığı temel ilkeleri hatırlamakta fayda bulunmaktadır. Zira anayasa yargısı, yalnızca teknik bir denetim mekanizması değil; anayasanın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını hayata geçiren kurumsal bir güvencedir. Nitekim anayasa, normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alan temel hukuk normu olarak, yasama, yürütme ve yargı organları dahil olmak üzere tüm kamu gücünü bağlamaktadır. Bu yönüyle anayasa yargısı, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Zira anayasal denetimin bulunmadığı bir sistemde, anayasanın üstünlüğü ilkesinin pratik bir anlam ifade etmediğinin altını çizmek gerekir" diye konuştu.

BİREYSEL BAŞVURU VURGUSU

Başkan Özkaya, anayasa yargısının günümüzde genişleyen rolünün, onu yalnızca normları iptal eden bir yapının çok ötesine taşıdığını ifade ederek, "Anayasa yargısı demokratikleşme sürecinde aktif bir rol oynayan, hak ve özgürlüklerin korunmasının ötesine geçerek onların gelişimine katkı sunan bir mekanizma olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda anayasa yargısı, kanunların ve diğer normların anayasaya uygunluğunu denetleyerek, hukuk düzeni içinde bir uyum ve bütünlük mekanizması işlevi üstlenmektedir. Aynı zamanda anayasa yargısı, yalnızca normlar arasındaki hiyerarşik ilişkiyi korumakla kalmamakta; devlet iktidarının sınırlandırılması ve birey haklarının güvence altına alınması bakımından da temel bir fonksiyon üstlenmektedir. Bu çerçevede anayasa yargısı, yalnızca “hukuki denetim” yapan bir organ rolü içine sıkışmadığı gibi; bunun ötesine geçerek demokratik düzenin sürdürülebilirliğini sağlayan, ve özgürlükleri güçlendiren bir anayasal aktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle bireysel başvuru yolunun kabulüyle birlikte Mahkememiz, yalnızca ihlalleri gideren değil, aynı zamanda hukuk sisteminin bütününe yön veren bir içtihat üretim merkezi haline gelmiştir. Yine Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru mekanizmasıyla birlikte ulusal hukuk ile uluslararası insan hakları hukuku arasında köprü kuran bir içtihat merciine dönüşmüştür. Bu tarihsel gelişim, yalnızca kurumsal bir sürekliliği değil; aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin değişen toplumsal ihtiyaçlara uyum sağlama kapasitesini de ortaya koymaktadır. Nitekim Mahkememizin son yıllardaki faaliyetlerinde de açıkça görüldüğü üzere, bireysel başvuru mekanizmasının etkin şekilde işletilmesi, başvuru sayılarındaki artışa rağmen kararların makul sürede sonuçlandırılması ve ihlal kararlarının hukuk düzeni üzerindeki dönüştürücü etkisi, anayasa yargısının dinamik niteliğini somut biçimde ortaya koymaktadır" şeklinde konuştu.

KAMUSAL HİZMET BİLİNCİ

Özkaya, "Mahkememiz, bir yandan bireysel başvurular yoluyla temel hak ve özgürlüklerin korunmasına katkı sağlarken, diğer yandan verdiği kararlarla kamu gücünün kullanımına yön veren ve benzer ihlallerin önlenmesine hizmet eden bir içtihat bütünlüğü oluşturmuştur. Bu durum, anayasa yargısının yalnızca bireysel uyuşmazlıkları çözen bir mekanizma olmadığını; aynı zamanda hukuk sisteminin bütününe yön veren normatif ve dönüştürücü bir fonksiyon üstlendiğini göstermektedir. Bu yönüyle Mahkememiz, hem subjektif etki (bireyin hakkını koruma) hem de objektif etki (hukuk düzenini dönüştürme) doğuran bir yargı pratiği geliştirmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, ulusal hukuk ile uluslararası insan hakları hukuku arasında güçlü bir yargısal diyalog kurmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı ile kurulan bu etkileşim, Mahkememizin kararlarında açıkça görülmekte; bu durum anayasa yargısını daha evrensel ve karşılaştırmalı bir perspektife taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, şeffaflık, erişilebilirlik ve etkinlik ilkeleri doğrultusunda sürekli bir gelişim ve dönüşüm içerisindedir. Bu kapsamda hayata geçirilen uygulamalar, anayasa yargısının yalnızca hukuki bir faaliyet alanı olmadığını; aynı zamanda toplumsal güveni güçlendiren bir kamusal hizmet niteliği taşıdığını da ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi bu bilinç altında hareket etmektedir. Özellikle bireysel başvuru süreçlerinin kolaylaştırılmasına yönelik dijital imkânların genişletilmesi, başvurucuların Mahkemeye erişimini önemli ölçüde artırmış; hak arama yollarının daha etkin ve ulaşılabilir hâle gelmesine katkı sağlamıştır. Bununla birlikte, Mahkeme kararlarının zamanında ve sistematik bir şekilde kamuoyuyla paylaşılması, anayasa yargısının şeffaflık ilkesini somutlaştırmakta ve yargısal faaliyetlerin daha geniş kesimler tarafından anlaşılabilir olmasına imkan tanımaktadır. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, teknolojik imkânları etkin şekilde kullanarak, hem yargısal süreçlerin hızlanmasını sağlamakta hem de anayasa yargısının toplumla olan bağını güçlendirmektedir. Bu durum, anayasa yargısının yalnızca hukuki değil, aynı zamanda kurumsal güven ve demokratik meşruiyet üreten bir işlev üstlendiğini açıkça ortaya koymaktadır" dedi.

'NE BİS İN İDEM İLKESİ, İÇTİHATLARIN EN DİKKAT ÇEKİCİ ALANLARINDAN BİRİNİ OLUŞTURMAKTA'

‘Ne Bis In Idem' ilkesine ilişkin konuşan Başkan Özkaya, "Anayasa Mahkememiz, kuruluş yıl dönümlerini yalnızca bir anma vesilesi olarak değil; anayasa yargısına ilişkin güncel meselelerin ele alındığı, farklı hukuk disiplinlerinden akademisyenler ile uygulayıcıların bir araya geldiği akademik toplantılarla değerlendirmeyi köklü bir gelenek hâline getirmiştir. Bu toplantılar, Mahkememizin kurumsal hafızasını canlı tutmanın yanı sıra, anayasal düşüncenin gelişmesine katkı sunan, içtihat ile doktrin arasında verimli bir etkileşim zemini oluşturan önemli platformlar olarak öne çıkmaktadır. Bu yönüyle söz konusu etkinlikler, anayasa yargısının yalnızca karar veren değil; aynı zamanda tartışan, geliştiren ve yön veren bir kurum olduğunun da güçlü bir göstergesidir. Her yıl olduğu gibi bu yıl da kuruluş yıl dönümümüzü, anayasal düşünceye katkı sunan bir akademik toplantıyla anlamlandırmak istiyoruz. Bu yıl kuruluş yıl dönümümüz vesilesiyle düzenlediğimiz sempozyumda, ‘Ne Bis In Idem İlkesinin Farklı Yargı Alanlarındaki Etkisi’ başlığı altında, güncel ve tartışmalı bir anayasal meseleye odaklanmayı tercih ettik. Bugün ele alacağımız ne bis in idem ilkesi, Anayasa Mahkemesi içtihatların en dikkat çekici gelişim alanlarından birini oluşturmaktadır. Her ne kadar bu ilke 1982 Anayasası’nda açıkça düzenlenmemiş olsa da, Anayasa Mahkemesi onu hukuk devleti ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmektedir. Mahkememiz, bireysel başvuru kararlarında ne bis in idem ilkesini, yalnızca ceza hukukuna özgü teknik bir kural olarak değil; bireyin hukuki güvenliğini ve yargılamaların nihailiğini koruyan anayasal bir güvence olarak ele almaktadır. Bu bağlamda özellikle Ünal Gökpınar kararı, Anayasa Mahkemesinin konuya yaklaşımını ortaya koyan temel bir içtihattır. Bu kararda Mahkeme, aynı fiil nedeniyle hem idari yaptırım hem de ceza yaptırımı uygulanmasını incelemiş; söz konusu süreçlerin “amaç, zaman ve hukuki yarar bakımından bir bütün oluşturup oluşturmadığını” değerlendirmiştir. Mahkeme, bu değerlendirme sonucunda önemli bir ilkesel çerçeve ortaya koymuştur: Aynı fiile ilişkin birden fazla yaptırımın varlığı tek başına ihlal anlamına gelmez. Esas olan, bu yaptırımların aynı hukuki yararı koruyup korumadığı ve birbirleriyle yeterli bağlantı içinde olup olmadığıdır. Bu yaklaşım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin geliştirdiği “yeterince sıkı bağlantı” kriterinin Anayasa Mahkemesi içtihadına yansıması bakımından son derece önemlidir. Nitekim Mahkememiz, norm denetimi alanında verdiği E.2019/4, K.2021/78 sayılı kararında da aynı yaklaşımı benimsemiş ve vergi hukukuna ilişkin yaptırım sistemini bu kriterler çerçevesinde incelemiştir. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, ne bis in idem ilkesinin mutlak bir ilke olmadığını da açıkça ortaya koymaktadır. Mahkemenin çeşitli kararlarında vurguladığı üzere, aynı fiilin farklı hukuk disiplinleri kapsamında değerlendirilmesi ve farklı hukuki yararları korumaya yönelik yaptırımlara konu edilmesi mümkündür. Bu durumda, birden fazla yaptırım uygulanması her zaman ilkenin ihlali sonucunu doğurmaz. Ancak Mahkememiz, bu esnek yaklaşımına rağmen, özellikle “aynı fiil” unsurunun belirlenmesinde oldukça hassas bir inceleme yapmaktadır. Amaç, zaman ve mekân bakımından birbirine sıkı şekilde bağlı olan eylemlerin tek fiil olarak kabul edilmesi gerektiği yönündeki içtihat, bu hassasiyetin önemli bir göstergesidir. Bu yönüyle Anayasa Mahkemesi, ne bis in idem ilkesini yalnızca bireysel başvurular bağlamında uygulayan bir yargı organı değil; aynı zamanda bu ilkenin sınırlarını ve istisnalarını belirleyen kurucu bir içtihat otoritesi haline gelmiştir. Günümüzde özellikle vergi hukuku, idari yaptırımlar ve ceza hukuku arasındaki kesişim alanlarında ortaya çıkan sorunlar, bu ilkenin uygulanmasını daha da karmaşık hale getirmektedir. Bu karmaşıklık karşısında Anayasa Mahkemesinin geliştirdiği içtihatlar, yalnızca ulusal hukuk bakımından değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları hukuku ile uyumun sağlanması açısından da belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu çerçevede ne bis in idem ilkesi, artık yalnızca bir “yasak” değil; aynı zamanda hukuk sistemleri arasında denge kuran, farklı yaptırım rejimlerini uyumlaştıran ve bireyin korunmasını merkeze alan anayasal bir denge mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün gerçekleştireceğimiz bu sempozyumun, Anayasa Mahkemesi içtihadı ışığında ne bis in idem ilkesinin daha derinlikli bir şekilde anlaşılmasına katkı sunacağına inanıyorum. Sözlerime son verirken, öncelikle Programımıza katılma nezaketi gösteren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye Hâkimi Sayın Prof. Dr. Saadet YÜKSEL Hanımefendiye teşekkür ediyorum. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu desteğinin bizi çok mutlu ettiğini ifade etmek isterim" ifadelerini kullandı.

TEŞEKKÜR ETTİ

Başkan Özkaya sözlerini şöyle sonlandırdı:

"Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi kapsamında Avrupa Konseyinin, Yargıtayımız ve Danıştayımız ile bilim insanlarımızın katkı ve desteğiyle gerçekleştirdiğimiz bu sempozyumun verimli geçmesini temenni ediyorum. Bu vesileyle yüksek yargı kurumlarımıza ve kıymetli Başkanlarına, kurul ve daire başkanlarına ve üyelerine en kalbî duygularımla teşekkür ediyorum. Projenin yürütülmesinde ve toplantımızın hayata geçmesi noktasında göstermiş oldukları kıymetli destek ve yardımlarından dolayı Avrupa konseyi Ankara Ofisi Başkanı Sayın William Massolin’e ve Avrupa Konseyi Ankara ofisinin değerli çalışanlarına da çok teşekkür ediyorum. Son olarak, mazereti nedeniyle bugün aramızda bulunamayıp video konferans yoluyla sempozyuma katılmak durumunda kalan ve çok kıymetli katkılar sunacağından emin olduğum Değerli Hocam Prof. Dr. Feridun Yenisey ile Sempozyumda sunum yapacak diğer konuşmacılara, bu anlamlı etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyor; hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve temel hakların etkin korunması yönündeki ortak çabalarımızın artarak devam etmesini temenni ediyorum. Hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum."

Kaynak: Haber Merkezi
anayasa Anayasa Mahkemesi AYM