Yargıda köklü değişimler… Gecikmesiz adalet hedefine doğru

Ülkemizde “adalet” denildiğinde, toplumun ortak eleştirilerinden biri ne yazık ki uzun süren yargılamalar oldu. Yıllarca süren davalar, dosyalar arasında kaybolan hak arayışları ve zaman geçtikçe aşınan adalet duygusu… İşte tam da bu noktada, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 2026’ya girerken ortaya koyduğu yeni yargı vizyonu, bu eleştirilerin gölgesindeki adalet anlayışının kırılacağının net bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

Yargıda köklü değişimler… Gecikmesiz adalet hedefine doğru

Hakimler ve Savcılar Kurulu, 2025 yılını geride bırakırken yargı için net ve iddialı bir hedef ortaya koydu. O hedef “Sıfır Gecikmeli Yargı Modeli.” Bu sadece bir temenni ya da soyut bir reform söylemi değil; yargıda gecikmeyi doğrudan bir sorun olarak ele alan, bu sorunu ortadan kaldıracak somut adımların atıldığı köklü değişimin başlangıcı…

Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yaklaşımı, süreci baştan sona izleyen, aksayan noktaya anında müdahale eden ve gerektiğinde yöntem değiştirmekten çekinmeyen kurumsal bir mekanizma kurmayı hedefliyor.

2026’NIN ANAHTARI: YARGININ ETKİNLİĞİ BÜROLARI

Yeni dönemin en dikkat çekici adımı Yargının Etkinliği Büroları. 2026 yılı itibarıyla bu bürolar tüm adliyelerde faaliyete geçecek. Artık geciken dosyalar merkezden değil, adliyelerde, yerinde ve somut olarak takip edilecek. Her geciken dava için şu sorular masaya yatırılacak:

- Neden gecikti?

- Hangi aşamada tıkandı?

- Hangi yöntemle hızlandırılabilir?

Adalet komisyonları ve başsavcılıklar, bu süreçte sadece izleyen değil, doğrudan sorumluluk alan aktörler olacak. Mahkemelerin iş yükü dengelenecek, kurumsal kapasite güçlendirilecek ve erken uyarı mekanizmalarıyla dosyalar sürüncemede bırakılmadan müdahale edilecek.

KRİTİK DOSYALARA YAKIN TAKİP

Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun özellikle mercek altına aldığı dava türleri de dikkat çekici. Kadastrodan mirasa, boşanma davalarından iş ve kira uyuşmazlıklarına, ticari alacaklardan nitelikli dolandırıcılıklara kadar toplumun doğrudan hayatını etkileyen dosyalar öncelikli alanlar arasında yer alıyor. Uzun süren ceza soruşturmaları ve yargılamalar da bu kapsamda özel olarak izlenecek.

REFORMUN SAHADAKİ KARŞILIĞI

Tüm bu adımlar, Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde yer alan “makul sürede yargılama”, “öngörülebilirlik” ve “yargıya güven” hedeflerinin artık kâğıt üzerinde kalmayacağının işareti. Kısacası, 2026 yılı hedefleri arasında verilen mesaj net:

Adalette gecikme kader değil, çözülebilir bir sorun.

Bugün gelinen noktada dikkat çeken değişim tam da burada başlıyor: Gecikme artık kader ya da kaçınılmaz bir sonuç değil, çözülebilir bir sistem sorunu olarak ele alınıyor.

Küçük gibi görünen büyük reformlar

Son dönemde, atama ve yetki süreçlerinden kura sistemine, performans yaklaşımından dijitalleşme ve filtre mekanizmalarına, adalet başarı belgesi uygulamasından binlerce yeni mahkeme kurulmasına ve mahkeme yapılanmasından iş yükü dağılımına kadar birçok yeni uygulama hayata geçti. Bu atılan adımların aslında sistemin görünmeyen ama belirleyici damarlarını oluşturduğu bilinen bir gerçek.

Yapılan bu değişikliklerle birlikte aslında cevap aranması gereken soru ise şu: Bu yapısal değişiklikler vatandaşın “adalet” algısında nasıl yer buluyor?

İşte tam da bu noktada, hayata geçirilen uygulamaların sahadaki etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla geçtiğimiz günlerde Hakimler ve Savcılar Kurulu’nda “Adli Yargı İlk Derece Komisyon Başkanları Toplantısı” düzenlendi. Yargıda yeni dönem uygulamalarının ele alındığı toplantıda, sahadaki sorunlar tek tek ele alınırken, yargı hizmetlerinin etkinliğinin artırılması istişare zemininde ele alındı.

Bakıldığında, eleştirinin yön veren bir unsur olarak görülmesi, sahadan gelen gerekçeli eleştirilerin ve geri bildirimlerin atılan bu sistemsel adımların vazgeçilmez bir ayağını oluşturacağı bir gerçek.

yargı