06.09.2021, 17:52

Yürümek Bir Felsefe, Bir Sanat ve Bir Aşk’tır Gradiva

Yürümek, yeryüzünün en kutlu hareketi… İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli vasıf. Yürümek düşünmektir. Yürümek temâşâdır, nüzhettir, teferrüctür, tefekkürdür, teemmüldür, seyr-u seferdir. Yürümek bir edep, bir sanat, bir duruştur… Bazen bir kelam, bazen bir kalem, bazen de bir selamdır… Bir yürüyüştür hayat… Yürür ve yürüdükçe büyür… Güneş yürür, ay yürür, yıldızlar yürür, gezegenler yürür ve insan yürür…

İnsana “Kendini küçük görmeyi bırak, sen yürüyen evrensin…” diye seslenen Mevlana Celaleddin Rumi, “Yolu yürümeye başla. Başladıktan sonra yolun devamı görünecektir” der. Yani sadece ilk adımı at, gerisi gelecektir… Her yürüyüşün başında bir düş, bir tasarı, bir niyet vardır. Adımlarla başlar yürüyüş. Adım adım… Önce bir adımla başlar, sonra bir başka adım ve bir diğer adım daha derken, tıpkı davula vuruşların oluşturduğu ritim gibi biriken adımlar, yürüyüşün ritmini oluşturur. Yürüdükçe de dinden felsefeye, sanattan edebiyata ve siyasetten aşka her alanda fikirler üşüşür insanın zihnine. Yürümek, dünyanın en tanıdık ama aynı zamanda en karmaşık şeyidir. İnsan bazen dinlenmek, bazen çalışmak ve bazen de keşif için yürür. Seher vaktinin ilk adımlarına eşlik eden yürüyüş, umudun ve düşüncenin adıdır. Akşam dinginliğine eşlik eden yürüyüş de, manevi huzurun ve doyumun keyifli anıdır. Gündüz yürüyüşünü yapamayan, bir gece yürüyüşü olan uykuya da hasret kalır.

Yürümek bir isyandır. Gandhi ve Mao’nun yürüyüşü gibi… Çağdaş dünya bağlamında yürümek bir nostalji ya da direniş biçimini akla getirebilir. Yürüyüş, yürüyüşçünün özgürlük düzeyine göre farklı tonlarla bedeninin zaferidir. Gandhi ya da Mao gibi bazı siyasal muhalifler yaptıkları uzun yürüyüşlerle dünyayı sarsmışlardır. Politik hac yolculuğunun mucidi belki de Gandhi’dir: 1930’da gerçekleştirdiği 200 mil uzunluğundaki ünlü Tuz Yürüyüşü’nde kendisi ve ülkenin iç kesimlerinde yaşayan çok sayıda insan, İngiliz kanunlarını ve İngiliz vergilerini protesto etmek amacıyla kendi tuzlarını üretmek üzere denize yürümüşlerdi.

İslam felsefesindeki Meşşailer de benzeri şekilde ad almışlardır. Arapça asıllı bir sözcük olan “Meşşai”, Arapça’da “yürüdü” anlamına gelen “meşa” fiilinden isim olarak, Grekçe’deki “peripatos” terimini karşılamak için üretilmiştir. Meşşaiye, kelime olarak yürüyücülük ve yürüyüşü alışkanlık etmek demektir. Aristotales derslerini gezinerek verdiği için, ona ve onunla birlikte yürüyenlere “peripatos” denilmiştir. Peripatetikler, yani Ariston’nun öğrencileri ve takipçileri de Aristotales’in yöntemine, bilimler, sınıflamasına, mantığına, fizikten metafiziğe yükselen felsefi sistemine bağlı kalmışlardır. Meşşaiyye, bir ıstılah olarak da genelde Aristo felsefesinin benimsenmesi, özelde de İslam Aristoculuğu demektir. Aristo’nun felsefesini benimsemiş olan İslam Filozoflarına da “meşşaiyyun” denilmektedir. İslam düşünce tarihine baktığımızda Kindi, Farabi, İbn Sina, İbn Bace ve İbn Rüşd gibi büyük filozofların bu ekole dahil edilebileceğini görmekteyiz. Burada dikkat edilmesi gereken bu filozofların hiç birisi tam anlamı ile Aristocu olmamaşlardır. Aristo’dan etkilendikleri gibi Eflatun (Platon) ve Yeni-Eflatunculuktan da etkilenmişlerdir. Müslüman filozoflar, mantık sahasında daha çok Aristo düşüncesinden esinlenmiş olup ahlak, siyaset, metafizik gibi konularda da daha çok Eflatun’dan esinlenmişlerdir.

Çok sonraları, yürümekle felsefe yapmanın bağdaştırılması o derece yaygınlaştı ki, Orta Avrupa’da birçok yer ismine ilham verdi: Hegel’in yürüyüş yaptığı rivayet edilen Heidelberg’teki Philosophenweg (Filozof Yolu); Kant’ın günlük gezintileri sırasında yanından geçtiği Königsberg’deki Philosophen-damm (Filozof Barajı) ve Kierkegaard’nun sözünü ettiği Kopenhang’daki Filozofların Yolu.

Ünlü filozof Friedrich Nietzsche yorulmak nedir bilmeyen hatırı sayılır bir yürüyüşçüydü. Sık sık yürüyüşten bahsederdi. Günde 8 saat yürürdü. Yürürken çalışırdı. Notlar alırdı. Birçok kitabı yürürken yazmıştı. “Gezgin ve Gölgesi” adlı kitabı için şunları not düşer: “Birkaç satır dışında hepsi yolda düşünüldü ve kurşun kalemle altı küçük deftere karalandı.” Yine “Ecce Homo” adlı kitabında şunları not düşer: “Mümkün mertebe az oturmalı; açık havada yürürken doğmayan, şenliğine kasların da katılmadığı hiçbir düşünceye güvenmemeli. Önyargıların hepsi bağırsaklardan gelir.”

Ünlü Fransız düşünür Jean-Jacques Rousseau için yürüyüş, özgürlük deneyimidir, tükenmez bir gözlem ve düş kaynağıdır. Rousseau “İtiraflar” adlı kitabında şöyle söylemişti: “Yalnızca yürürken derin düşüncelere dalabiliyorum. Durduğum zaman, düşüncelerim de duruyor; zihnim yalnızca bacaklarımla birlikte hareket ediyor.” Danimarkalı ünlü filozof Soren Kierkegaard da günlüklerinde ısrarla tüm eserlerini yürürken yazdığını ifade eder.

ÇAĞDAŞ İNSAN YÜRÜMEYİ UNUTTU

Modern insan yürüyüşü unuttu. Yürüyen insandan mıhlanmış insana geçti. Günümüzde modern vâsıtalar, kentlerde tıkanıklıkara neden olmasına rağmen gündelik yaşamın bir parçasıdır. Bedeni milyonlarca insan için neredeyse gereksiz hale getirmiştir. İnsan oturan ya da hareket etmeyen bir varlık olmaya başlamıştır ve birçok insanın yaşamının yerini de protezler almıştır. Bugün insan bedeninin bir anormallik, düzeltilmesi gereken bir müsvedde gibi görülmesinde şaşırtıcı bir şey yoktur ve hatta kimileri bedenin saf dışı edilmesi gerektiğini bile düşünmektedir. Bireysel etkinlikler fiziksel enerjiden çok sinirsel enerji tüketirler. Beden, modernliğin karşısındaki bir engeldir. Zamânın ve yerin tadını çıkarma olan yürüyüş; bir kaçış, modernliğe bir naniktir.

Çağdaş insan; seyahat şirketleri veya ellerinde haritalar tek başlarına düşerler yollara. İnsanlar artık ya yılsonu tatillerinde ya hafta sonlarında ya da boş zamanlarında birkaç saat yürümektedir. Bazen uzun gezintiler ve doğa yürüyüşleri ile insanlar en kısa güzergâhları tanımaktadır. Unutmamalı ki, ayaklarımızın kökleri yoktur, ayaklarımız hareket etmek için yapılmıştır. Yürüyüş sırasında müzik dinleten kulaklıklar ya da cep telefonu konuşmaları yalnızlığa, sessizliğe ve bilinmeyenle karşılaşmalara karşı bir tampon görevi görüyor.

Günümüzde birçok insan ev, araba, spor salonu, ofis, mağaza gibi bir dizi iç mekânda, birbirinden kopuk halde yaşıyor. Oysa yürürken her şey birbirine bağlıdır çünkü iç mekânlarda nasıl var oluyorsak, onların arasında kalan dış mekânlarda da aynen öyle var oluruz. O zaman insan, sadece dış dünyaya karşı inşa edilmiş iç mekânlarda değil, tüm dünyada yaşamaya başlar.

NE MUTLU YÜRÜYENLERE!

22
açık