31 Mart belediye başkan adaylarının değil ‘Erdoğan’ın seçimiydi’. 10 aylık aradan sonra bir ‘güvenoylamasıydı’. Erdoğan bunu kendi istedi. Hemen her seçim bölgesinde o yarıştı. Adaylar geri planda kaldı. Mayıs ayında cumhurbaşkanlığını kazandığında zaferinin keyfini sürmeden ‘sevdam, sevgilim’ dediği ‘İstanbul’ için seçim stardı verdi.

İstanbul’a çok yüklendi. Seçimin son bir haftasını İstanbul ilçelerini meydan meydan dolaşarak geçirdi. Tekrar sevdasına kavuşmak için yanıp tutuşuyordu. Bütün bakanları sahaya sürdü. Tüm imkanları seferber etti. İstanbul’u tekrar geri almak için her yolu denedi. Sandıklar açılır açılmaz bir saat içinde İstanbul’un kaderi belli oldu. Rakamlar AK Parti’nin büyük bir bozgun yaşadığının habercisiydi. İmamoğlu baştan sona önde götürdüğü seçimi büyük bir farkla kazandı.

Erdoğan İstanbul isterken Türkiye’den de oldu. AK Parti kalesi durumundaki birçok şehri kaybederken, CHP’li adaylar kazandı. Bu kadarını ne CHP bekliyordu ne de AK Parti… 31 Mart tablosu birçok açıdan yorumlanabilir fakat ilk dikkat çeken sonuç seçmenin AK Parti’yi fena halde cezalandırdığıydı. Basit bir uyarı veya kulak çekmek gibi hafif bir ikaz değil bu. Çok daha ağır.

Süleyman Demirel’in ‘Boş tencere’ tezi 31 Mart’ta doğrulandı. Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yokmuş gerçekten… ‘Soğan ekmek yerik Reis’i yedirmeyik’ diyen Anadolu’nun muhafazakar kitleleri soğan ekmeği kaybedince Reis’i gözleri görmedi. Yeteri maaş zammını alamayan ‘emeklilerin sillesi’ sert oldu. AK Parti’yi sandıktan tarumar eden ne CHP’nin değişim rüzgârı ne de adayların performansı. Tamamen ekonomik…

10 ay önce ‘cumhurbaşkanlığı’ için oy kullanan seçmen bu kısa zaman aralığında görüşünü değiştirdi ve Erdoğan’a güvenoyu vermedi. Bundan sonra AK Parti ve Erdoğan iktidarını zorlu günler bekliyor. Erdoğan ilk kez bu kadar ağır bir sandık yenilgisi yaşadı. AK Parti kurulduğu günden bu yana ilk defa birinci parti olamadı. CHP gibi yüzde 20’lere sıkışmış bir partinin gerisinde kaldı. 1994’te İstanbul’la başlayan siyasi hayatı yine İstanbul’la son bulacak gibi…

Bu ağır tablo karşısında 4 yıl daha ülkeyi yönetebilir mi? Biraz zor. 31 Mart, 1989 yerel seçimleriyle büyük benzerlikler taşıyor. Turgut Özal’ın ANAP’ının oyları yüzde 21.75’e geriledi. Ondan sonra da bir daha toparlanamadı. Sonun başlangıcı yerel seçimler oldu. Paralel bir kaderin AK Parti’yi de beklediğini söylemek mümkün.
31 Mart’ın kaybedenleri Erdoğan ile birlikte ortağı MHP ve lideri Bahçeli ile üçüncü yol arayışındaki Meral Akşener’in İYİ Partisi… Akşener için eve dönme vakti… Erdoğan ve Bahçeli buradan bir çıkış bulmanın yollarını arar fakat işleri kolay değil.

Bir de seçimin kazananı var; CHP ve Yeniden Refah Patisi… İktidara doğru yürüyen CHP’nin ayak seslerini bütün dünya duydu. Erdoğan’ın yerini alacak isim az çok belli; Ekrem İmamoğlu… İmamoğlu Erdoğan’ı üç defa yendi. Sandık için 2028 beklenmeyebilir. Mevcut tablo ‘erken seçimi’ Türkiye’nin gündemine soktu.

Artık hiçbir şey 31 Mart öncesi gibi olmaz. ‘Hiçbir şey olmasa da bir şeyler olacak’. Türk siyaseti büyük gelişmelere gebe. 31 Mart’la birlikte doğum sancısı başladı…

İktidar mücadeleleri çetin zorlu mücadeledir. CHP’nin ve muhalefetin şunu farketmesi lazım. Hiçbir güç, hiçbir iktidar altın tepside sunulmaz. Kimse elindeki gücü başkasına güle oynaya devretmez. Hırçın, yorucu ve acı mücadele muhalefeti beklemektedir. Büyük zafere giden yol dikenlerle doludur. Cesurca yürünmeye ve bu uğurda her şey göze alınmalıdır. Nezaketle güç sahibi olunmaz. 

CHP adil olmayan bir seçimde milletin hakemliğiyle rüzgarı arkasına almıştır. Bir de seçimlerin adil şartlarda gerçekleştiğini düşünün. O nedenle CHP iktidara fazla zaman müsaade etmeden iktidarı köşeye sıkıştırıp ülkeyi bir an önce hukuki zemine döndürmeye çalışmalı ve hükümeti erken seçime zorlayıp fişini çekmelidir. Siyaset sadece ne sahada sadece ne masada kazanılır. Muhalefeti toparlayan Özgür Özel ve İmamoğlu ve milleti arkasına almış büyük liderler olarak sahada kazandığını masaya yansıtmalıdır. Yol haritası masada hızlıca hazırlanıp iktidar erken seçime zorlanmalıdır. Yapılacak ilk seçimde milletin tercihi bellidir. 2028 yılına kadar hükümete zaman kazandırmamalıdır. Millet CHP’ye ve Özgür Özele milli irade balyozunu vermiştir. Liderlik eldeki balyozunu buzdan kaplanları parçalayacak cesarete sahip olmakla ölçülür. İktidara giden yol çetindir ve canım cicimle elde edilemez.

Siyasette ve iktidar mücadelesinde rakibiniz aynı zamanda düşmanınızdır. Fırsat elinize geçmişse ve milletin makul çoğunluğunu ve ahlaki üstünlüğü arkanıza aldıysanız cesur olacaksınız ve yere düşen rakibinize merhamet etmeyip toparlanmasına izin vermeden ekarte edip, gücü ele geçirmelisin. Şu an öyle dönemdir. Siyasette rakibiniz yere düştüyse nefes almasına izin verilmez, ivedi tuş edilmelidir. 

Van belediye seçim sonuçları, mazbata usulsüzlüğü:

Zamanın ruhunu okuyamıyorlar bir türlü. 2016, 2019 da bunu yapsan yani Van belediyesine kayyım atasan, ses çıkmazdı ama şimdi 2024 de üzerinden buldozer gibi geçmiş millet; ayağını denk alacaksın. Kuzu kuzu aldığın mazbatayı geri verirsin. Bu saatten sonra belediyelere kayyım işi de zor. Dem in büyük şehir adayları çıkarması üzerine bir protokol yapmışlardır muhtemelen. Kayyım işi bitti. Her şeyin bir sonu var.

Tuzla’da 15 puan fark yemişsin, mazbata vermemekte direniyorsun.. Milletin bağrından çıkmış bir parti milletin iradesine direniyor. Akıl alır gibi değil. Devlet halkına tuzak kurmaz. Devletin dini hukuktur, adalettir. Çete gibi faaliyetlere girişemez.

Sonra başımıza neden bu geldi. 10 ay gecikmeli geldi. Kemal Kılıçdaroğlu aday olmasa 10 ay önce zaten değişmiş olacaktı her şey. Her şey göz göre her şey biz yaşarken oldu.

MUSTAFA İSLAMOĞLU’NUN ŞİİRİ… 

Gençlik yıllarında Mustafa İslamoğlu’nun ‘Heyelan’ adlı şiir kitabını okumuştum. Orada ‘Ben oyumu felakete veriyorum Şeyda’ diyen başlayan şiiri dilime pelesenk olmuştu. İslamoğlu gerçekten seçim üzerine mi yazdı o şiiri yoksa inanç ve düşünce dünyasına ilişkin tercihleri üzerine mi? ‘Şeyda’ şeyh olmalı… Babası da muteber bir din alimi… Acaba babasının tavsiyelerine itirazı mı dile getirdi?

Ben tüm seçenekleri düşünerek okudum. ‘Ağıt ve Raks’ adını verdiği o şiirden iki kıta şöyle: ‘Ben oyumu felakete veriyorum Şeyda / Sana dönük yanımda çengiler mat oluyor / Saadet-zedelerin morga çevirdiği bir dünyada / Bana alevden kostümlerle dans etmek düşüyor…/ … ‘Senin aldanmak dediğin bana merhem oluyor / Gördüm kışı zorlu geçmeyen yılın baharını da / Saksıya dikme güller ilk güneşle soluyor / İşte bu kısrak yokuşta çatladı, demen için Şeyda / Dünyanın tüm düzlüklerine kin besliyorum’.
Sanki bir isyan şiiri… Efendisine, hocasına, şeyhine belki de babasına itirazı var şairin. Ve ‘Oyunu felakete vermekten’ çekinmiyor. Hürmet ettiği biri ‘Sonun felaket olur?’ diye mi uyardı? Da İslamoğlu ‘Olsun ben felaketten yanayım mı’ dedi.

Felakete oy vermek de bir seçenek… 

Seçim siyaset ilişkisi ve politikacılar üzerine önemli gördüğüm ve daha çok eleştiri içeren vecizeleri yorum yapmadan birlikte okuyalım.

Thomas Jefferson: ‘Halk iktidardan korktuğu zaman tiranlık, iktidar halktan korktuğu zaman özgürlük vardır’.

Benjamin Disraeli: ‘Bir siyasetçi hakkında fıkralar anlatılmaya başladı mı onun istifası gelmiştir’.
Sun Tzu: ‘Lider örnekle liderlik eder, güçle değil’.

Winston Churchill: ‘Bazı insanlar prensipleri için partilerini değiştirir, bazıları ise partileri için prensiplerini değiştirir… Politika gerçekleri gizleyip yalan söylemek değil, gerçeklerin istediğiniz yanını göstermektir.
Hitler: ‘İnsanın düşünememesi liderler için ne büyük şans’.

Rudyard Kipling: ‘En etkili uyuşturucu politikacının ağzından çıkan sözcüklerdir’.
Bili Vaugheur: ‘Hata yapmak insanlara özgüdür. Bunu başkalarının üzerine atmak politikadır’.

Bob Hope: ‘Propaganda başkasının ayağına basarken ‘ahh’ diye
bağırma sanatıdır’.
George Orwell: ‘Rüşvetçi politikacıları, düzenbazları, hırsızları seçen halk kurban değildir, suç ortağıdır’.
Roger Garaudy: ‘Hazreti Muhammed yöneticilerin ve kodamanların haklı için değil, yönetilenlerin ve ezilenlerin hakları için savaş vermiştir. Bu bir ibadet değil adalet savaşıydı’.

Giordano Bruno: ‘Tanrı iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır, yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar’.

Hint atasözü: ‘Eğer birileri oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa kesinlikle atltını pisletmiştir’.
Anonim: ‘Liderler tehlikeli değildir. Asıl tehlike her şeye inanıp sorgulamayan ve menfaatleri uğruna her haksızlığa sessiz kalan kitlelerdir… Tüm zalim hükümdarların sonu küçücük bir dokunuşa bakar’.
Cemil Meriç: ‘Zulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur’.

İsmet Özel: ‘Bilmeli ki putperestler oylarını putu yüceltmek kastıyla değil kendi düşük durumlarından doğan geçerliliği korumak kastıyla kullanırlar. Yürürlükte kalması istenen putun iktidarı değil, putperestlik aracılığıyla sağlanan çıkarlardır… Bizler ‘bu deveyi gütmeyeceğiz ve bu diyardan gitmeyeceğiz’ yola çıkmış değil miydik? Öyle idiyse şimdi ‘bu deveyi en iyi biz güderiz’ havalarında böbürlenmek nereden çıktı?’.
Bir muhtar adayının mezarlığa astığı 31 Mart pankartı: ‘Dünya fani, ölüm ani / Bir oy versen ne olur yani’.

Hz. Muhammed: ‘Korkma rahat ol. Ben Kral değilim. Ben ancak Kureyş’tan kuru et-ekmek yiyen bir kadının oğluyum’.

Mustafa Kemal Atatürk: Cesaret gösteren ve tehlikeye atılan kazanır. Korku daima mağlup, korkak kalp daima mağluptur.

Son söz: Belediye seçimlerinde iki aday arasındaki fark % 3 den az olursa o beldede, o kentte seçim yenilenip öyle belediye başkanı seçilmelidir. 300-500 oyla, ya da % yarım veya % 1 oyla belediye başkanı seçilmemelidir.. Sonra 3-5 oy farkıyla beni halk seçti deyip kasıla kasıla yürüyüp milletin ensesinde boza pişiriyorlar.
 
Tadımlık: Yüksekteki tepesinden aşağı inip 
Şehrin caddelerinde at sürdü.
Dar sokaklarda, yokuşlarda, kaldırım taşlarında.
Bir kadının iç çekişine doğru gitti.
Kadın onun hazinesiydi, onun utancı ve onun sevinci.
Ve bir zincir ve bir kale 
O kadının öpüşüne kıyasla hiçti..

Hatırlatma: Hükümet milletin verdiği mesajı almış belli. Van belediyesi örneğinden anladık. Reis seçim sonuçlarına saygı duyacağım demişti. Duymuşta. Mili iradeye hürmetle muamele edilmiş. Gelecek 4 yıl saygı içinde geçecek demekki.

Kulağa küpe: Cemil Meriç: ‘Zulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur’…

Not 1: Seçmen katılımında OECD ve bazı diğer seçilmiş ülkeler arasında 2. sıradayız. Yani Türkiye’de  halkın siyasetten beklentisi çok yüksek ve toplum aşırı politize olmuş durumda. Bence sağlıklı bir sosyoekonomik ortam için bu beklenti düşmeli.

Not 2: Piyasa durgun diyenlerin %90'ı 3 lira ederi olan bir ürünü 4-5 TL'ye satmaya çalışanlar. Özellikle 2. el otomobil piyasası için bu geçerli. Fiyatlar gerçekçi seviyeye inmediği sürece o durgunluk yıllar boyu devam edecek. Faiz indirimi, bol kredi olayı bitti artık.

Not 3: Sorun yıllarca baş üstünde tutulmaları. Milet Basra harap olduktan sonra ne yapsa boş. Bol bol muhalefete oy verebilirler artık. Sonuç değişmez.

Not 4: Bu seçimde, AK Parti açısından çok daha vahim sonuçlar doğuracak bir gelişme yaşandı: Geçmişte her seçimde rahatlıkla oylarını AK Parti’ye verebilen ve elleri genellikle CHP’ye oy vermeye gitmeyen geniş kitleden, kendisini yenilemiş CHP, bu seçimde oy alabildi.

Seçim sonrası yaptıkları açıklamalardan CHP genel başkanı Özgür Özel ile CHP’den seçilen İstanbul ile Ankara’nın belediye başkanları Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın bu yeni durumun -stratejik kaymanın- farkında oldukları anlaşılıyor.
MYK toplantısından dışarıya sızan havaya bakarak, AK Parti’nin yenilgisine yanlış teşhis koyduğu söylenebilir.
Herhalde, çalışmadığı yolunda izlenim alınan il ve ilçe parti yöneticileri, genel merkezden birkaç isim ve bir-iki bakan görevden alındığında yenilginin sorumluları bulunmuş olacak.

Ekonomi, enflasyon, hayat pahalılığı ve emekli sözcükleri fazlaca kullanıldığına göre, ilk balkon konuşmasından kendisine dokunulmayacağı izlenimi alınan Mehmet Şimşek’in kellesi bile gidebilir.
AK Parti 2015 7 Haziran ve 2015 1 Kasım genel seçimleri arasında ilk yenilgiyi sonradan nasıl zafere çevirebildiyse, aynı yöntemle, bu defa da benzer bir sonuç almanın yolunu tutacağa benziyor.
İlk gecenin konuşmasından hiç öyle bir izlenim alınmıyordu; MYK toplantısında konuşulduğuna dair sızdırtılan bilgiler ise, bana, doğrudan niyetin bu olduğunu düşündürdü.

Efesli Heraklitos, milattan önce, “Aynı suda iki kez yıkanılmaz” demişti; muhtemelen haklı çıkacak. Asıl nedeni ise ne zaman ne ortam 2015 dönemi ne de 2015 yılında bu kadar muhalefetin belediyesi vardı halka dokunacak. Üstelik 2015 yılında insanların ekonomik olarak satın alma gücü bu kadar kötü değildi ve hala bir umut vardı. Şimdiyse şartlar 2015 den de kötü ekonomik olarak ve bunun yanı sıra düzeltme ihtimalleri de yok hükümetin. Biraz işlerini yoluna koysalar bile atı alan Üsküdar’ı geçti ya da geçmiş olacak.. Üstelik yeni kuşak gelecek ve o kuşağın ruh dünyasının ak partiyle zerre kadar alakası yok.