Emekliler sosyal atık haline geldi. Akmayan musluğa ağzına dayamışlar içmeye çalışıyorlar. Erken emekliliğin dayanacağı noktanın burası olacağı belliydi. Şimdi ha babam emekli ağlıyor mikrofon görünce. Durmadan zam yapılıyor ama netice hasıl olmuyor. Şimdi yine bir seyyanen zam söz konusu. Gerçi yalanlandı ama seçime doğru yaklaştıkça söylentiler değişiyor. 

Emekliye seyyanen yapılacak 4 bin TL zammın 10 aylık bütçeye yükü 640 milyar TL. Bu da bütçe açığının 3 ila 3,5 trilyon TL'ye ulaşması demek. Çıkmaz sokak. Benim naçizane tavsiyem para basmak yerine emekli başına her ay 4 kg kırmızı et ve 4 kg peynir yardımı yapılması.

Maaşlara zam yaparak alım gücünün artmadığını emekliler ve  halk ne zaman idrak edecek acaba? Yapılan zam bütçe açığını artırıyorsa bu enflasyon olarak geri dönecek. Örneğin emekli maaşı 10 bin TL. Açlık sınırı 14 bin TL. Emekli maaşı 13 bin TL olsa açlık sınırı da 17 bin TL olacak.

Tabip doktorların ücretleri %100, avukatların %90, emeklilerin %86, memurların da %95 ve üzeri, başka zümrelerin ücretleri de bu oranlara yakın oranlarda arttı.
Bütün bu zümreler “benim ücretim artsın fakat fiyatlar artmasın” istiyor.

Üreticiler de rüyalarında bile yapamadıkları zamları yaptı ve paralar kazandı fakat onlar da çalışanların ücreti artmasın istiyor.
Ekonomi yönetimi de herkese ve her şeye zam yaptı; o da enflasyon düşsün istiyor.
İçinden çıkılmaz bir spiral, bir kısır döngü oluştu: Enflasyon yükseldiği için fiyat ve ücretler artıyor, ardışık olarak, fiyatlar ve ücretler artığı için de enflasyon yükseliyor.

Tam bir “tavuk-yumurta” durumu yaşanıyor.

Böyle giderse enflasyon “hayatın olağan akışının normali” haline gelir ve fiyat artışları kanıksanır.

Biz buna “fiyatlarda yapışkanlık”, “kanıksanmış atalet” ve “geriye dönük endeksleme” diyoruz; bu niteliğe kavuştuktan sonra enflasyonu indirmek çiğ eti kemikten kaşıkla ayırmak kadar zor olur. Bu nedenle hep şu söylenir: Enflasyon kefareti olmayan bir günah ve cezası olmayan suçtur.

Enflasyonla mücadelede uygulanan tedbirler yetersiz kaldığı görülünce ekonomi yönetimi, eski defterleri karıştırmaya başladı ve “süper” bir çözüm buldu: TL’yi değerli kılacak politikalar uygulamak.
Değerli TL demek, yurtiçinde üretildiği için pahalılaşmış yerli ürünleri fiyat açısından hizaya sokmak hatta gerekirse ezmek için ucuz ithalat yapmak demektir.
Değerli TL ve ucuz ithalatın olmazsa olmaz şartı da, uluslararası sıcak sermayenin Türkiye’ye bol bol gelmesidir.

Sermaye girişlerinin de temel şartı, enflasyondan daha yüksek bir faiz artışı ve enflasyonun düşeceğini garanti eden makro iktisadi politikalardır.

Türkiye’de, kur artışları kontrol altında olması kaydıyla ithalat dezenflanyonistir.
İthal edilen üretim girdileri, ürün fiyatlarını düşürür.

Piyasadaki mal arzını ve rekabeti artırır.
Yerli üreticileri önce fiyatlarını düşürmeye sonra da üretimlerini durdurmaya mecbur eder, vs. vs.

Ekonomi yönetimi ucuz ithalatın olumsuz yan etkilerini, mesela yerli üretimin azalması, dış borçların artması vs. gibi olguları, en azından bir süreliğine göz ardı etmek istiyor.
Çünkü finansal sıkışıklık yaşayan kişiler, şirketler ve ülkelerin yeni borç bulunca bir süreliğine ferahlayacağını biliyor.

Esas kaygısı, ithalatı sürdürebilecek kadar ülkeye sıcak para girip giremeyeceğidir.
Uluslararası sıcak para, Türkiye’nin hedefleri için değil kendi hedefi olan çok yüksek getirileri garantileyince gelir.

Öyle bir cendereye sıkıştık ki gelmeleri de aleyhimize, gelmemeleri de.


Son söz: Kurtlukta düşeni yemek kanundur..

Not 1: Lisedeydim ilk dinlediğimde ve çok hüzünlenmiştim. Öyle ki her duyduğumda şarkıyı kapatmak istiyordum. O zamanlar beni neden o kadar etkilemiş, üzmüştü bilmiyorum.

Zara - Sebebini Bileyim

Not 2: Anomik insan; geleneksel dini inançlara, toplumsal değerlere karşı bir soğuma, geçmişte inşa edilmiş toplumsal yapılara karşı giderek artan bir güvensizlik duyan kimse; yabancılaşmanın verdiği ızdıraba hızlı ve yanlış bir reçete arar; efendi olamayan anomik birey çoğu zaman köle olmaya mütemayildir; kendisini kurtaracak bir süpermen, bir Tanrı, "size uymanızı emrediyorum" buyruğuyla yabancılaşmasına son verecek, onu yeniden hizaya getirilmiş bir topluma entegre edecek bir otorite arar.